Yukarda belirttiğimiz gibi devlet; hükümet edenleri, kanun
yapıcıları, yargısı, kamu çalışanları, kolluk kuvvetleri ve halk ile bir
bütünün adıdır. Bu manada bakıldığında halkı oluşturan bireyden
başlamak üzere, hükümet edenlere kadar doğru, dürüst, ahlaklı ve
erdemli bireylerden oluşması, devletin âdil olmasını sağlayacaktır.
Zira adalet kavramı soyut bir kavramdır. Dolayısı ile bir ülkede
adaletsizlikten söz ediliyorsa bu hususta devletin tüm unsurları
sorumludur.
Devlet nezdinde adaleti tek başına yargı erki tesis etmez. Yargı
erkinin mensupları olan hakimler, savcılar ve dâhi avukatlar devletin
yasama erkinin düzenlediği hukuk çerçevesinde kanunları
uygulamakla mükelleftir. Bu mükellefiyet perspektifinde bakıldığında,
adaletin tesisinde ya da adaletsizliğin oluşmasında, yargı mensupları
tek başına sorumlu değildir.
Yargı erki, devletin teşekkül ettirdiği adalet çerçevesinde,
hukukun üstünlüğünü sağlayabilmek adına bağımsız hareket etmesi
âdil devlet olgusunun oluşmasında olmazsa olmaz konumundadır.
Yargı erkinin bağımsızlığı algısı, tarafsızlığı sağlayabilmek adına
işletilmesi geren bir mekanizmadır. Yargı aslında tarafsız olmalıdır.
Partimiz, yargının taraf olmasını sağlayacak her türlü mekanizmayı
kesinlikle reddeder. Yargının tarafsızlığını etkileyecek her türlü unsur,
kişi, kurum, kuruluş ile ilgili tüm yasal, sosyal ve kültürel çalışmalar
yapılacaktır.

Adalet anlayışının devletin tüm mekanizmalarında ve toplum
nezdinde bu şekilde kabul edilmesi ile adaletin tesisi mümkün
olabilecektir.
Dolayısı ile hukukun üstün olduğu bir devlet teşekkül edecekse,
yargı erkinin tüm paydaşlarının görüşleri alınmak sureti ile, yasalardan
yargı mensuplarının fiziki şartlarına, özlük haklarından
tarafsızlıklarının sağlanmasına kadar tüm detaylar tepeden tırnağa
yapılandırılacaktır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi âdil birey âdil toplumu, âdil toplum
âdil devleti teşekkül ettirir.