LAİKLİK

LAİKLİK
Yurt edinilmiş topraklar üzerinde, vatandaşlık hakkını kazanmış her bir bireyin, dini inanışlarını rahat bir şekilde yaşamasını teminat altına almak ve bununla ilgili tüm dinamiklerin devlet tarafından oluşturulmasıdır. Bireylerin dini inanışları üzerinden, siyasi erk kazanmak, bireysel ya da kurumsal menfaatleri doğrultusunda, dini inançların kullanılmasının engellenmesini sağlayacak mekanizmalar bütünüdür. Bu anlayış 1789 Fransız ihtilali sonrası ruhban sınıfını korumak adına tanımlanan laiklik anlayışı değildir. Ayrıca seküler temelli bir yaklaşım biçim de değildir. Bir toplumda yaşayan bireylerin dini inançlarının reddi manasında bir yaklaşım biçimi hiç değildir. Unutulmaması gereken konu toplumumuzda, yüzyıllardır bir arada yaşayan insanların, farklı dini inanışlara sahip olmalarına rağmen birlikte yaşayabilme ortamını koruyabilmiş olmalarıdır. Bunun sağlanabilmesi adına temel dayanak noktası, devletin inanışlara tamamen saygı duyması, bireyin inanç seçme özgürlüğünün bulunduğu bilinci, devletin insanların inançlarını özgürce yaşayabilmelerini sağlaması ile oluşabileceği üzerinedir. Bu anlayışın oluşmasında beslendiğimiz dinamikler İbn-i Haldun’un devlet teşekkül modellemesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek manadaki laiklik tanımlaması ve tarihsel süreçte, inanç bağlamındaki özgürlükleri sağlamış devletlerin yapıları olmuştur. Bu manada oluşturulacak laiklik anlayışı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, toplumda hâkim olan dini inancın kişisel veya kurumsal manada menfaat oluşturmasına asla müsaade etmeyecek şekilde bir anlayıştır. Bunun ile alakalı ülkemizde var olan durumu ile diyanet işleri başkanlığından, İslami tarikat, cemaat ve oluşumlara ve dahi azınlıkların inanış biçimlerine kadar tüm mekanizmaların dizayn edileceği sistem projelendirilmiştir.
LAİKLİK
Yurt edinilmiş topraklar üzerinde, vatandaşlık hakkını kazanmış her bir bireyin, dini inanışlarını rahat bir şekilde yaşamasını teminat altına almak ve bununla ilgili tüm dinamiklerin devlet tarafından oluşturulmasıdır. Bireylerin dini inanışları üzerinden, siyasi erk kazanmak, bireysel ya da kurumsal menfaatleri doğrultusunda, dini inançların kullanılmasının engellenmesini sağlayacak mekanizmalar bütünüdür. Bu anlayış 1789 Fransız ihtilali sonrası ruhban sınıfını korumak adına tanımlanan laiklik anlayışı değildir. Ayrıca seküler temelli bir yaklaşım biçim de değildir. Bir toplumda yaşayan bireylerin dini inançlarının reddi manasında bir yaklaşım biçimi hiç değildir. Unutulmaması gereken konu toplumumuzda, yüzyıllardır bir arada yaşayan insanların, farklı dini inanışlara sahip olmalarına rağmen birlikte yaşayabilme ortamını koruyabilmiş olmalarıdır. Bunun sağlanabilmesi adına temel dayanak noktası, devletin inanışlara tamamen saygı duyması, bireyin inanç seçme özgürlüğünün bulunduğu bilinci, devletin insanların inançlarını özgürce yaşayabilmelerini sağlaması ile oluşabileceği üzerinedir. Bu anlayışın oluşmasında beslendiğimiz dinamikler İbn-i Haldun’un devlet teşekkül modellemesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek manadaki laiklik tanımlaması ve tarihsel süreçte, inanç bağlamındaki özgürlükleri sağlamış devletlerin yapıları olmuştur. Bu manada oluşturulacak laiklik anlayışı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, toplumda hâkim olan dini inancın kişisel veya kurumsal manada menfaat oluşturmasına asla müsaade etmeyecek şekilde bir anlayıştır. Bunun ile alakalı ülkemizde var olan durumu ile diyanet işleri başkanlığından, İslami tarikat, cemaat ve oluşumlara ve dahi azınlıkların inanış biçimlerine kadar tüm mekanizmaların dizayn edileceği sistem projelendirilmiştir.